Kitap Okumaları: Benden Selam Söyle Anadolu’ya/ Dido Sotiriyu

“Son dönemlerde okuduğum en güzel kitap. Üniversite yıllarında bu kitabı bir savaş hikâyesi gibi okudum. Öylesine okudum. Bir yakınlık, dostluk hissetmedim. Kitabı yeniden okuyunca düşüncelerim değişti. Amele taburlarını Nazi kampları gibi gördüm. Kitap beni sarstı. Demek ki büyümüşüm. “

Kız alıp verme konusunda sıkıntılar var, ilişkiler bizim istediğimiz gibi değil. Manolaki Adviye ile birlikte oluyor ama evlenmeyi düşündüğü Katina’ya dokunmuyor. “ Konuşmak bile istemiyordum o sevinci yitirmemek için. Elim göğsüne değdi birden, koca bir şişe şarap içmişim gibi dönmeye koyuldu başım! Ama tuttum kendimi. Adviye ile olan şey Katina’yla olmasın istiyordum. Karım olarak sarılıp sevmek istiyordum Katina’yı. Sarılıp sevmeden önce, limon çiçeklerinden tacı bembeyaz gelin giysisiyle kucağımda taşımak istiyordum.” Sayfa 162

“Erkek egemen bakış açısı hiç değişmiyor. Dilimiz, inancımız, kültürümüz, üstünde yaşadığımız topraklar farklı olsa da zihniyet aynı. “

Anne: Örtülü güneş gibi

Baba: Tanrı gibi kutsal, otoriter.

“iki kudret vardı evde, önünde titrediğimiz! Tanrı ve babam…  Annemiz, ışınları artık ısıtmayan örtülü bir güneş gibiydi….” Sayfa 15-16

“Babaya önceleri çok kızdım. Oyuncak sahnesi beni rahatsız etti. Babanın veda sahnesi beni çok etkiledi. Babaya karşı düşüncelerim değişti.”

“Savaş karşıtı güzel bir roman. savaş insanı hayvanlaştırıyor.”  Nikito Drossakis: “Giriştiğimiz işin, aslında bir ölüm dansı olduğunu hiç kimse anlamak istemiyor.” Der. Sayfa 177

“ Kinle kudurgan bir hınçla gerildi sinirlerim. Sonra bu hınç kuvvet ve cesaret haline geldi. Koşarak çıktım dışarı…

Koca bir orduyu boğmaya yetecek kadar güçlü duyuyordum ellerimi ve kaçmak istiyordum. Durmadan koşmak tepe ve hendekleri aşmak, bir solukta geçmek derelerle dorukları, ırmaklara atılmak! Ve bir rüzgâr essin istiyordum; şiddetli, kasırga gibi bir rüzgâr… Essin ve kamçılasın çehremi, içimi serinletsin!” sayfa 96

“ Koskoca bir kuşak durup dururken katletti kendi kendini!..” Sayfa 260

“ Açlık işkencelerin en korkuncu haline gelmişti. Öfkeli insanlar olup çıkmıştık hepimiz, taştan bir yastık, bir bitli çuval, bir lokma ekmek, tuvalet sırası… Sözün kısası bir hiç için boğuşmaya hazırdık. Aç gözlü ve utanmaz kesilmiştik sonunda.” S. 100

“ Genç olduğun ve genç yaşında acılar çektiğin halde, hayatı doğru bir şekilde görüyorsun.” dedi. “Savaş sahiden de insanlar ve milletler arasında uçurumlar açıyor. Sizin mitolojinizde bir Kirke vardır hani, dokunduğu insanları domuza çevirir. İşte o Kirke savaşın ta kendisidir!” Sayfa 97

Savaşın da bir onuru olmalıydı.

İnsan ruhunu başarıyla vermiş yazar. Nefret sevgi iç içe geçmiş, nefret dili yok. Amele taburlarına Şükrü Efendi adında bir doktor gelir. Manolaki: “ Üniforma ve savaş, bu cömert yürekten insanlık duygularını söküp atamamıştı. Terk edildiğimiz durum karşısında dehşete kapıldı adam, ağır hastaların hastaneye taşınmasını emretti hemen, duvarlara pencereler açtırdı…” Sayfa 96.

Ulusal kimlik konusunda da şoven duyguları çok iyi vermiş. İnsanların sahip olduğu kimliği ve ona sarılışı başarı ile anlatıyor. (İzmir’deki berber.)

Duyguyu düşünceye eklemiştir. Düşünce ön planda.

“Devrimcinin fedakârlığı, bir kahramanlık değildir; bir zorunluluktur. Hayati bir emridir devrimcinin fedakârlığı! Devrimciysen niçin ölürsün biliyor musun? Hayatı sevdiğin için….” Sayfa 188-189

İnsanların duygularını daha yoğun verebilirdi. Yaşar Kemal gibi. Yaşar Kemal de duygu, düşünce, hayal iç içe geçer, onları başarıyla harmanlar.

Tezli roman olduğu için düşüncenin ön planda olması doğaldır. Kitap ayrıca anı romandır. Anılarından yararlanılarak daha doğrusu anılar romanlaştırılmış.

Savaşın insanı nasıl makineleştirildiğini görüyoruz. Savaş suçlarının üstü örtülüyor, görmezlikten geliniyor. Karşı duruşu vermemiş Dido Sotiriyu zihniyeti sorguluyor. Düşünceyi, inancı sorgulayıp br sonuç çıkarıyor.

“Zavallı insanoğlu, sen Tanrıyı kendinde taşıyorsun! Yaşamın anısıyla yaşayan, bir deri bir kemik esirlerden gayrı neydik biz aslında?.. “ sayfa 103

Savaşın içinde bile barış dolu günlerin hayalini kuruyorlar. ” Anadolu zenginliklerinin bu tünelden geçerek kıyıya ulaşılacağı barış dolu yılların hayalini kuruyorduk şimdiden” diyor Amele taburlarında çalıştırılan Monolaki. Savaşı biz Monolaki2nin gözüyle görüyoruz, anlatıcı o kitapta.

Dido Sotiriyu, güzelliklerin barış ortamında nasıl can bulduğunu vurguluyor.

Miços: Hadi biraz dalga geçelim!.. “ diye başlıordu”  “ Gülmekle kurtarın bizi! Gülmek besler, gülmek kuvvetlendirir! Kızarmış kuzu çalkalanmış yumurta, turfanda yemiş gibidir gülmek… Sayfa 102

Rumlar Anadolu’da ne yaşadıysa Balkanlardaki Türklerde aynı ya da benzeri şeyleri yaşamışlar. Drama muhaeiriyiydi anneannem bize savaşı anlatmak istemezdi. Sadece: “Siz düşman korkusu nedir? Bilmezsiniz “ derdi.

Memleket neresi? Memleket deyince benim aklıma ülke gelir. Onlar ise doğup büyüdükleri yere memleket diyorlar. Onların memleketi Drama, Yunanistan’a giden Rumların memleketi de Anadolu’dur.

Benden Selam Söyle Anadolu’ya kitabını okuyunca cümleler birleşti, birbirini tamamladı.

Sınıf farklılığını da vermiş. Savaşta ölenler yoksul halk çocuklarıdır. Varlıklı olan Kanakis cephede savaştırılmaz, İzmir’e gönderilir.

Renkli kişiliklerden biri de Nikito Drossakis2dir. Sayfa 176.

“ Sizleri hürriyete kavuştursun elbette sevgili Monolaki. Kavuştursun ama ölümünüze sebep olmadan kavuştursun.” Sayfa 181

“ Kendi canını kurtarmak derdi var ya, işte dürtüyor insanı hep o cesaretlendiriyor.

İlerleme damla damla oluyor Monolaki, kan ve alınteri pahasına oluyor…  Ama düşünmüyorlar ki zamanla o gerileyenlerde doğrulup ilerleyecek.  Dünya tersine dönmez ki hiçbir zaman…

Yarın zihin açıldığında, sende de ilkbahar başlayacak görürsün… sayfa 183”

Çevirmen Atilla Tokatlı başarılı bir çeviri yapmış. Fransızcadan Türkçeye çevirmiş.

“ Yüzleri aynı göğe dönük olanların gözleri mutlaka buluşur.” gözlerimiz barışta buluşsun.

 

 

Kitabın adı: Benden Selam Söyle Anadolu’ya

Yazarı: Dido Sotiriyu

Baskı Tarihi: İlk 2014, Baskı; 2014

Yayınevi: Can yayınları

 

Bir cevap yazın