Frida Kahlo: Bıyıklı Cazibe

Otoportrelere ve maymunlara düşkün ressam Meksikalı Frida Kahlo’ydu (1907-1954). Hafiften bıyıklı ve tek kaşlı bu kadın ressam çoğu kez gerçeküstücü olarak anılır; oysa bu yaftadan hiç hazzetmezdi ve Andre Breton ile avenesinden “guguk kuşu beyinli oruspu çocukları” diye söz ederdi. “Ben hiç rüyalarımın resmini yapmadım, kendi gerçekliğimin resmini yaptım” diye yazmıştı. Çocuk felcine yakalandığı altı yaşından itibaren bu gerçekliği az çok belirleyen şey acıydı.

    

Henüz on sekiz yaşında olduğu 17 kasım 1925’te okuldan eve dönmek için bindiği otobüse bir tramvay yandan çarptı. Omurgası, leğen kemiği, köprücük kemiği, kaburgaları ve (on bir yerden) sağ bacağı kırıldı, bir ayağı ve bir omzu yerinden çıktı. Ayrıca metal bir parmaklık parçası vajinasını yırttı. Ölümün kaçınılmaz olduğu sanılıyordu; ama bir yıldan fazla yatakta bitkin halde kaldıktan sonra toparlanıp iyileşti. Fotoğrafçı (ve aynı zamanda ressam) olan babası, odadaki nesneleri görüp çizmesi için yatağının yukarısına bir ayna ve çeşitli mekanizmalar taktırdı. Frida’yı bir ressam olmaya yönelten şey buydu. Yaşamının geri kalan bölümünde otuz beş cerrahi operasyon (ayrıca birkaç kürtaj ve düşük) geçirdi ve sanatı hemen her zaman bedenine, çektiği acılara ve yaşadığı sıkıntılara odaklı kaldı, hem de bazen şoka uğratıcı gerçekçi ayrıntılarla.

       

Bedensel acılar yetmezmiş gibi, frida Meksika’nın en havalı ve geçinilmesi en zor erkeklerinden birine, marksist duvar ressamı Diego Rivera’ya aşık olmayı başardı. 1929’da evlendiklerinde kendisinden yirmi bir yaş büyüktü (ve cüsse olrak iki katıydı); bu kesinlikle bir aşk izdivacı olsa da, en uçuk Meksika melodramından daha fazla inişli çıkışlıydı. Bütün kabiliyetine ve cüretine rağmen, Diego’nun sert bir mizacı vardı ve bastırılamaz bir duyguyla Frida’ya karşı sadakatsizdi-hatta Frida’nın öz kardeşi Cristina’yla yatacak kadar. Doktorunun “tekeşliliğe uygun olmadığı” yolundaki teşhisine seve seve uydu. Öyle ki, Meksika’yı görmeye giden Amerikalı kadınlar için Diego Rivera’yla yatmanın Aztek kenti Tenochtitlan’ı dolaşmak kadar turistik gezinin önemli bir parçası olduğu söylenirdi.
Sebep Frida’nın bu anlamda beceriksiz olması değildi. Onun da hem erkeklerle, hem kadınlarla sayısız kaçamağı vardı- bunların en ünlüsü Lev Troçki’yle 1937’de, yanında karısı Natalya da olmak üzere evlerinde konuk olarak kaldıkları sırada başlayan ilişkisiydi. Troçki’ye sakalından dolayı “Piochitas” (“Küçük Keçi”) diye seslenirdi. Daha sonraları el viejo‘dan (“ihtiyar”) bıktı ve epeyce hayal kırıklığına uğratarak ilişkiyi kesti. Troçki’nin buz kıracağı kullanan suikastçısı Ramon Mercader, cinayet nedeniyle tutuklanmasından kısa bir süre önce Rivera çiftinin evine akşam yemeği için davet edildi. Frida ve Diego bütün yaşamları boyunca sıkı birer komünist ve Sovyetler Birliği destekçisi olarak kaldılar. Frida yatağının dibinde Stalin, Lenin, Marx, Engels ve Mao fotoğraflarını asılı tutardı.  
siyasal görüşleri onları keyif çatmaktan (ya da evde bir sürü hizmetçi çalıştırmaktan) alıkoymadı. Rivera çiftinin bir sohbet, şarap ve tekila cümbüşüne dönüşen akşam yemeklerinin konukları Meksika cumhurbaşkanından Nelson Rockefeller ve George ershwin’e kadar uzanan bir yelpazeyi kapsardı. Frida sırtını desteklemek için çelik ve alçı karışımı bir korseyi sürekli takmasına karşın, (Meksika’nın güney kesiminde aslında hiç görmediği bir bölge olan) Tehuantapec’in geleneksel kıyafetine uygun olarak gösterişli biçimde giyinirdi: Parlak sarı, mavi ve kırmızı tonlarda canlı çiçek baskılarının yer aldığı giysilerdi bunlar. Başkalarının önüne asla makyajsız çıkmazdı, ama alameti farikası olan bıyığını aldırmaya asla yanaşmazdı ve çoğu kez daha da karartmak için bir kalem kullanırdı. dedikoduyu ve kötü şakaları seven biri oalrak, Avrupa sanat evlerinin soyut teorik tartışmalarına ayıracak pek fazla zamanı yoktu:
Paris’in bu “sanat” cadalozlarıyla bi teşriki mesaiye girmektense Toluca çarşısında yere oturup tortilla satmayı tercih ederim. Kafelerde değerli popolarını ısıtırak saatlerce otururlar ve hiç durmaksızın “kültür”, “sanat”, “devrim,” vs. üzerine konuşurlar; kendilerinin dünyanın tanrıları sanırlar, en fantastik saçmalıkların hayalini kurarlar ve asla gerçekleşmeyen teorileriyle havaları zehirlerler.

 

Evlilik dışı cilveleşmelerine göz yumsa bile, Diego’yla birlikte yaşamanın gerginliği zamanla Frida için dayanılmaz hale geldi. Sürekli kadınların peşinden koşması onu derinden yaralayan bir şeydi. “Hayatımda geçirdiğim iki ağır kaza var” diye yazmıştı. ” ilkinde bir tramvay beni ezip geçti; diğer kaza ise Diego’dur.” İkili bir süre üst geçitle birbirine bağlanan ayrı evlerde yaşamayı denedi. Bu bir işe yaramadı ve Frida 1939’da Diego’nun boşunma önerisini kabul etti. Kendisini içkiye vurdu, saçlarını kısacık kestirdi ve erkek elbiseleri giymeye başlad. Frida’nın ruh sağlığından büyük ölçüde endişelenen doktorunun önerisiyle, bir yıl dolmadan ikili yeniden evlendi. Diego vardıkları anlaşmayı otobiyografisinde şöyle anlatır:

O kendisi açısından belirli şartlar koştu: Eserlerinden elde ettiği gelirle geçimini bizzat sağlayacaktı; ben ev masraflarının sadece yarısını karşılayacaktım; bir de aramızda hiç cinsel ilişki olmayacaktı. Bu son şarta ilişkin açıklamasına gelince, bütün diğer kadınların görüntüleri aklından film şeridi gibi geçerken benimle sevişmesinin mümkün olmadığını, çünkü ona yaklaşmamla birlikte bir psikolojik engelin hemen belirip araya girdiğini söyledi.
İklinin hiç çocuğu olmadı. Frida’nın bedensel yapısı bunu olanaksız kıldı. ama ölesiye anaçtı: Hatta kürtajla alınan fetüslerinden birini yatağının başucundaki bir kavanozda tuttu. Çocuk özleminin yerini sevgiye boğduğu ev maymunlarını, özellikle de örümcek maymunu Don Fulang Chang tuttu. Fulang Chang ve Ben (1937) adlı güzel otoportresi bir numaralı hayranı Madonna tarafından 1988’de bir milyon dolara satın alındı. Diğer birkaç tablosunda daha maymunlar yer alır. Frida’nın maymunları bildik şehvet ya da salaklık simgelerinin yerine, doğal zarafeti ve çocuksu haylazlığı yansıtır. Diego’nun eve uğramadığı uzun dönemlerde küçük hayvanat bahçesinin diğer mensuplarıyla birlikte ona eşlik ettiler-karaca Granizo, papağan Bonito, minyatür tüysüz köpek Senor Xolotl ve kartal Gertrude Caca Blanca.

    

Frida’nın eserlerini hayatta olduğu sırada yaygın bir ilgi görmedi. Ticari anlamdaki çıkışı 1938’de bir ABD (kendi ifadesiyle “Gringolandia”) gezisinde Dieoga’ya eşlik etmesiyle başladı. İlk bireysel sergisi New York’ta düzenlendi ve ilk önemli satışı Hollywood’un sert erkek oyuncusu Edward G. Robinson’ın her biri 200 dolardan dört tablosunu almasıyla gerçekleşti. Frida 1939’da Paris’e gitti ve bir eseri Louvre tarafından satın alınan ilk 20.yüzyıl Meksika ressamı oldu. Ömrü boyunca Meksika’da onun adına sadece tek gösteri düzenlendi ve bu da ancak 1953’e denk geldi. Doktorlarının koyduğu yasağa rağmen, Frida yatağından çıkmaksızın bir kamyonla kendisini galeriye taşıttı ve tekerlek üstünde zafer dolu bir edayla konuklar arasına katıldı.

   

Kısa bir süre sonra sağlığı hızla bozulmaya yüz tuttu; içki içmesi ve aşırı uyku hapı alması çöküşünü hızlandırdı. Aynı yılın Ağustos ayında hasarlı sağ bacağı kangrenden dolayı kesildi. Bir yıl sonra öldü; görünürdeki sebebin zatürre olmasına karşın, bazı arkadaşları aşırı doz almış olabileceği kanısındaydı. Ölümünden birkaç gün önce güncesine şunu yazdı: ” Ayrılışın neşeli olacağını umarım- ve bir daha dönmeyeceğimi umarım.”

O zamandan beri asla fazla uzaklaşmad. Frida kahlo tek kadınlı bir uluslararsı sektördür: Feminist eleştirmenlerce el üstünde tutulan tek kaşlı ve hafif bıyıklı görüntüsü dünyanın her yanında sergi, baskı resim, alışveriş çantası, fare altlığı ve kol saati satışlarında kullanılıyor. 2001’de bir ABD posta pulunda yer alan ilk İspanyol asıllı kadın oldu- Amerika’dan nefret etmesine ve amansız bir Stalinist olmasına karşın bu onurunun verildiği tek kişi olduğuna hiç kuşku yok. Bunların hiçbiri Dieogo’yu herhalde şaşırtmazdı. Frida’nın eserleriyle karşılaştırıldığında, onun sosyalist ve gerçekçi duvar resimleri şimdi oldukça demode ve siyasal bakımdan naif görünüyor. Birçok günahına karşın, Dieogo karısının şaşırtıcı tablolarnın kalitesini herkesten daha iyi anlamıştı:

Size onu bir olarak değil, eserlerinin coşkulu bir hayranı olarak tavsiye ederim; dokunaklı ve duyarlı, çelik kadar sert ve kelebek kanadı kadar narin, güzel bir gülücük kadar sevimli, hayatın burukluğu kadar derin ve acımasızdır.

 

Kaynak: Nasıl Bilirdiniz? – Tarihsel Şahsiyetlerin Sıradışı Özellikleri – John Lloyd, John Mitchinson-(NTV yayınları)

Bir cevap yazın